...

...
Alptekin Şimşek

4 Ocak 2014 Cumartesi

Matkapın İcadı

Değerli okuyucum, matkabın ilk icadı (ki ikinci kez icat edilmemiştir), 19. yüzyılda  rast makamının icadıyla bir olmuştur.
1861 yılında Fransız bir adam olan bir kişi, kayaları, duvarları vs delmek için bu aleti icat etmiştir. Enteresandır delikli peynirin icadı da bu tarihlere isabet eder. Çünkü bu Fransız, duvar deleyim derken yanlışlıkla buzdolabına dalmış ve önüne ne gelmişse delip geçmiştir.

Efendime söyleyeyim, bu harika icadın farkına en önce katil dediğimiz insan grubu varmıştır. Bıçakla, baltayla cinayet sektöründe bir ilerleme kaydedemiyeceklerini anlayan bir grup katil, bu tarihten sonra matkabı denemeye başlamışlar ve sonuç olarak iş hacimlerini 26 kat arttırmışlardır.
Seri katil dediğimiz kalifiye katiller de işte bundan sonra ortaya çıkmaya başlamıştır.
Matkabın icadı, korku filmlerine de ayrı bir hayat vermiştir. Meşhur "13. Cuma" serisinin çok meşhur olmasının bir nedeni de, film kahramanının matkapla bol bol insan delmesidir.
20. yüzyıla gelindiğinde ise, iş yapar gibi görünmek isteyen belediyeler gene bu icattan faydalanmışlardır. Örneğin bir belediye, iş yapmıyor diye şikayet mi edildi, belediye başkanı hemen matkabı alıp, beldenin herhangi bir yerini delmeye başlıyordu ve vatandaşlar da onu görüp 'vay be ne çalışkan belediyemiz var' diyordu. Vatandaşlar ne iş yapıldığını bir türlü anlamıyorlardı ama, belediye çalışıyordu ya, bu onlara yetiyordu.




Bu icattan faydalanan bir başka kesim de kiracısını çıkartamayan ev sahipleri olmuştur değerli okurlar.
İcat ettiği 1500 çeşit yalanla kiracısını evinden çıkartamayacağını anlayan ev sahipleri, çareyi bol bol matkap çalıştırmak suretiyle, kiracının kafayı yemesine ve evden çıkmasına sebep oluyarlardı.

Son dönemlerde, hackerlar da bu cihazın nimetlerinden faydalanıp, site hack etmekte kullanmak istemişlerse de, olan kendi bilgisayarlarına olmuştur. Bu şekilde tamir bekleyen 5000 civarında bilgisayar vardır.

A. Şimşek


3 Ocak 2014 Cuma

Dost


Cümle dünya sizin olsun

Bir dost bir post yeter bana

Atlas libas senin olsun

Bir dost bir post yeter bana
  
Seyyid Nizamoğlu 

Bilge Can Yakan Cevaplıyor (4)


Rumuz: Jascan abla  (24 - Kadıköy)

Sevgili Bilge kişi,

Size uzun zamandır sormak istedigim ancak filmlerden fırsat bulamadığım için soramadığım  bazı sorularım var.

Değerli zamanınızdan bana da biraz ayırır cevap verirseniz sevinirim, hatta sevincimden oynarım.
Ben koyu bir televizyon dizisi seyredicisiyim. Pazartesi “Karadayı”, Salı “Beni affet”, Çarsamba “Adını kalbime yazdım”, Persembe “Benim hala umudum var” ve Cuma “Muhteşem yüzyıl”. Ayrıca cnb-c deki tüm yabancı diziler...
Cumartesi sabah filmlerinin hepsi, bir de Pazar günü “Kadın isterse”.
Ayrıca hafta ici fırsat bulursam sabah kusagında yayınlanan tüm kadın programlarını, filmleri , dizileri seyrederim. Dikkat ederseniz belirgin bir tarzım yok. Yani ne bulsam seyrederim.

Sizden bana bir tarz olusturmam için yardımcı olmanızı rica ediyorum. Bu televizyon ve dizi manyaği insana bir yardım eli de siz uzatın, olur mu?

Bu iyiliginiz karsısında, size seyretmediginiz ya da işiniz oldugunda kaçırdıginız tüm dizi ve filmlerin özetlerini ücretsiz ve hicbir karsılık beklemeden anlatabilirim.
Burda kesmek zorundayim çünkü dizim baslıyor.  Ali Ayşe’ye ilanı aşk edecek ama Ahmet’in Ayşe’den hoslandıgını sanıyor. Ayşe  Ali’yi seviyor. Ama Ali’nin  Merve ‘yi, Ahmet’in de Rukiye ‘yi sevdiğini zannediyor. Ne salak kız di mi? Sorsa cevabını alacak ama, neyse basladı... Sonucu size bildirim. Umarım Ali Ayşe’yle evlenir de biz de rahat nefes alırız. Cevabınızı en kısa zamanda bekliyorum.

CEVAP: 
Sevgilim Jascan Kızım,

Sorularını içeren mektubunu başından sonuna kadar dikkatle okudum. Hatta, yanlış anlama olmasın diye 2 kere sondan başa ve 7 kere de sağdan sola okudum. Bütün okurlarıma olduğu gibi, elbette senin mektubuna da cevap vereceğim. Bunun için oynamana gerek yok, sevgili yavrucuğum. Sonra medyadaki rakibim olmaya soyunmuş bir kısım 'sığ koltuk'lar 'yazara bak kadın oynatıyor' diyerek, olmadık iftiralarda bulunabilirler. Şimdi sorularının cevabına gelebilirim.

Mektubunun ilk birkaç satırını okuduğumda zannettim ki, 'beni bu dizi bağımlılığından kurtarır mısın' filan diyeceksin. Fakat asıl amacın tarz oluşturmakmış. Okuyucularımız arasında bu bağımlılıktan kurtulmak isteyenler olabilir, önce onlara bir öneride bulunmak isterim. Türkiye'nin iç, dış ve ekonomi politikalarını birer dizi olarak hayal edip, bunlara yoğunlaşırlarsa TV izleme bağımlılığından kolaylıkla kurtulabilirler.

Sevgili kızım, öncelikle seni tebrik etmek istiyorum. Çünkü 'tarz oluşturma' dediğimiz önemli bir konunun farkına varmışsın. Neden dersen, bugün tarzı olmayan adama kız, tarzı olmayan kıza da koca vermiyorlar. Bununla birlikte eğer evli bir kadın isen, tarz oluşturma konusunda çok gayretli görünmen iyi sonuçlar vermeyebilir. Birçok muhafazakar koca, 'tarz oluşturma' olgusunu 'acaba benim karının gözü dışarda mı?' şeklinde algıladığından, tarz oluşturma girişimleri evli kadınlar açısından tatsız neticeler vermektedir.

Ben senin bekar bir kızımız olduğunu düşünerek yardımcı olmak istiyorum. Bir kere şunu peşin söyleyeyim; herkesin izlediği dizileri, herkesin izlediği şekilde izlersen tarz oluşturma konusu, senin için bir hevesten öteye gidemez... Şimdi sana tarz oluşturabilmen için birkaç öğüt vermek istiyorum. Bunlardan birkaçını etkin olarak uygulayabilirsen, tarzını oluşturup üzerine de tüy dikebilirsin...

1- Bugüne kadar izlemiş olduğun ve yukarıda saydığın tüm dizileri artık izleme.

2- İlle de izleyeceksen, Kadıköy'deki Yazıcıoğlu İş Hanı'na gidip bunların VCD veya DVD'lerini al, öyle izle. Bundan daha ilginç bir tarz olamaz.

3- Uzaktan kumanda cihazındaki tüm özel televizyon kanallarını iptal et... Hangi düğmeye basarsan bas karşına ya TRT-INT ya da TRT GAP çıksın.

4- TRT-INT ve TRT GAP beni kasar diyorsan, TRT1, TRT2 ve TRT3 olsun.

5- Saçma sapan dizileri izleyeceğine, hayatı dizi olmuş nice şarkıcı, manken ve oyuncumuzun hayatlarını izle.

6- Her gün için bir çizgi film tespit et ve bunlardan başka bir şey izleme.

7- Sadece ve sadece ana haber programlarını ve onların da sadece son 10 dakikasını izle.

8- Sadece ve sadece yabancı dille yayın yapan TV'lerimizi izle, alt yazılarını da ısrarla okuma.

9- İnternetten tanıştığın ve hiç güven duymadığın biriyle birlikte ol. Bu güvenmediğin kişinin özel anlarınızı kameraya almasına izin ver. Sonra akşam ana haber bültenlerinde ilk haber olarak otur afiyetle izle.

10- Yaşadığın apartmandaki tüm komşularının evlerinin çeşitli köşelerine webcam koy ve boş zamanlarında otur keyifle onları izle.

11- Suriye ve Ortadoğu'daki gelişmeleri dizi seyrediyormuşçasına seyret. Devletimizin de takipçisi olduğu bu tarz, eminim sana da cazip gelecektir.

12- Televizyonunu kapat ve öyle boş boş bak.

Tarzın mübarek olsun sevgili kızım.

A.Şimşek

Not: Değerli okurlar, bu köşe interaktif bir köşedir. Alttaki yorum kısmına sorularınızı yazabilirsiniz. "Bilge Can Yakan" etiketi altında tüm okuyucu soruları  samimiyetle cevaplanır. Lütfen sorunuz, sordurunuz. Cevaplayalım.

2 Ocak 2014 Perşembe

Sandal

Haydarpaşa Garı- İstanbul

Deniz gidip geliyor kıyıdaki sandalın altında.
Onu çekemiyor kendine. 
Olsun, değiyor ya her seferinde.

Metin Altıok  / Birer Kibrit Çakımı

Sabah...

İstanbul'da sabah
Kalbimi de büyüttüm sonunda
Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.


Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın!

Didem Madak/ Mutsuza kim bakacak

Bilgisayarın İcadı


Abaküs


Günümüzde yaygın bir şekilde kulanılan bir nesne de bilgisayarlardır. Bilgisayarın icadının da hayli ilginç bir hikayesi vardır. Vakti zamanında uykusuzluk çeken bir adamcağız varmış. Uykuya geçebilmek için yatağına yatar yatmaz, çitten atlayan koyunları saymaya başlarmış. Ancak, adamımız uykuya o kadar geç geçermiş ki, koyun saymaya rakamlar yetmez olurmuş.
İşte bu sayma problemini çözmek ve koyunları daha kolay saymak için, bir cihaz yapmış. Aslında, koyun sayma sorununu çözmek yerine uykusuzluğuna çare aramak daha mantıklıymış ama bu onun umurunda değilmiş. Neyse işte, bu koyun sayma cihazını yapıca ismini de: "Koyunsayar" koymuş...

Gel zaman-git zaman, kal zaman-koş zaman derken; bunu duyan herkes bir şey saydırmak için adamımızın kapısını aşındırır olmuş. İnek saydıran, top saydıran, pösteki saydıran hep onu bulur olmuş.

Günlerden bir gün, bir komşusu ona şöyle demiş: "Birader akıl şeyttirmek gibi olmasın ama, senin bu makine artık koyundan başka şeyler de sayıyor ve koyunsayar ismi de çok komik; bence buna yeni bir isim bul!.. Öyle bir isim bul ki, çok karizmatik, oşinografik, dramatik, permatik ve ziyadesiyle de erotik olsun. Mesela: Banu Alkan veya Hande Ataizi, ya da ne bileyim Hülya Avşar gibi... "

Mucidimiz koyunsayarıyla komşusunun kafasına iki tane geçirdikten sonra şöyle demiş:
"Hay senin aklına virüs atayım, geri zekalı herif. Benim sayarımın adı, bundan böyle bilgisayar olacak. Tiz halkıma duyurula!..

Bu ilk bilgisayar tabi, çok primitif bir şeymiş. Düşünebiliyor musunuz tetris bilem oynanamıyormuş. Doom yokmuş, chat yokmuş, porno CD yokmuş,, facebook yokmuş. Yani öyle lanet bir aletmiş.
Mucidimiz toprağa intikal ettiği tarihte bilgisayarda sadece bir hard disk, biraz buğday tohumu ve bol bol süne zararlısı varmış.

Zaman ilerledikçe, hür teşebbüs, bu cihazın ne kadar kıymetli bir alet olduğunu idrak etmiş ve itelemiş de itelemiş...
Pratik olsun diye, önceleri bir ahıra zor sığan bu makineyi tırnak çakısı küçüklüğüne indirmiş. Sonra buna ekran takmış, CD oynatıcı takmış, bilezik takmış,yüzük takmış, klavye takmış, korsan yazılım takmış, dantelli örtü takmış; hasılı kelam takmış takıştırmış ve piyasaya sürmüş.
Koyun sayarak işe başlayan bilgisayarlar, günümüzde hemen her sektörde ve işte kullanılmaktadır. Şimdi bu alanlardan bazılarını görelim:

Uçak ve rötar yapma alanında;
şehirlerarası ulaşım ve şarampole yvuarlanma konusunda;
ezan saatini haber verme ve umursamama sahasında;
tansiyon ölçme ve pahalı ilaç yazma sanayiinde;
silah sanayii ve arkadan jilet atma alanında;
hasta ameliyat etme ve rehin alma hususunda;
top sektirme ve faul yapma hadisesinde;
kaset yapma ve klip yontma endüstrisinde;
kız isteme ve ilk gece sendromunda; sex yapma ve AIDS olma sektöründe;
gazete verme ve promosyon yapma alanında;
fal bakma ve muradına erme sektöründe;
iş bulma ve kıdem tazminatı alma sanayiinde;
sınıfı pekiyiyle geçme ve ikmale kalma sektöründe;
tek tek basma ve bade süzme alanında;
sakla samanı gelir zamanı endüstrisinde;
tereyağından kıl çekme sanayiinde;
duran toplara vurma sahasında ve daha nice yerlerde...

Bilgisayar bir bakımdan ikiye ayrılır:  Kişisel bilgisayarlar ve Toplumsal bilgisayarlar.
Kişisel bilgisayarları genellikle bekar erkek ve bayanlar kullanır. Toplumsal bilgisayarlar ise kalabalık yerlerde kullanılır. Kalabalık yer bilgisayarlarında yaklaşık olarak 450 ek donanım varken; kişisel bilgisayarlarda genellikle bir chat programı ve CD oynatıcı vardır.
toplumsal bilgisayarlar

kişisel bilgisayarlar








Başka bir bakımdan bilgisayarlar gene ikiye ayrılırlar:  Dakikada bir çöken bilgisayarlar ve hiç çökmeyen bilgisayarlar. İlk kategoride milyonlarca bilgisayar varken, ikinci kategoriye giren bir bilgisayara henüz rastlanılmamıştır. Şimdilik sadece bir ütopya olarak vardır. İlk türe giren bilgisayarların yüzde 99'unda windows adını verdiğimiz bir virüs bulunur ve bu virüsü yokedecek bir program daha anasının programından çıkmamıştır.

Bilgisayarlar hakkında vereceğimiz bilgiler şimdilik bu kadardır.

A Şimşek

1 Ocak 2014 Çarşamba

Kadının İcadı



Bilindiği üzere insanlar Adem ile Havva'dan gelmişlerdir. Doğal olarak yazımızın konusu da Havva'nın icadıdır.
Kadının hammaddesinin Adem'in kaburga kemiği olduğunu biliyoruz(Bakınız kutsal kitaplar). Kadının hammaddesinin, kaburga kemiği gibi eğri bir madde olması, kadının da eğri-büğrü bir yaratık olmasın sebep olmuştur. Bu eğrilik 90-60-90 ile 190-160-190 arasında gidip gelir ve bazen de gider, hiç gelmez.

İsmini bilmediğim çok meşhur bir filozof şöyle demiştir: "İhtiyaç keşfin anasıdır." İcatlar da benzer şekilde ihtiyaçların oğlu veya kızıdır. Havva, Adem'in ihtiyacı olduğu için icat edildiğine göre, dolaylı olarak aynı zamanda Havva'nın da anası oluyor değerli okarlar. Kafanızı daha fazla karıştırmadan, Havva ne gibi bir ihtiyaçtan doğdu bunu anlatalım.

O tarihte Adem'in en birinci ihtiyacı şuydu: Banyo yaparken her yerini yıkayabiliyor fakat, sırtını keseleyemiyor ve sabunlayamıyordu. Sırtını keseleyecek birisi olsa, ah ne güzel olurdu. Gerçi Havva, icat edildikten sonra, ayıptır ve dahi günahtır diyerek Adem'e hiç yaklaşmadı ama sonradan bu pürüz aşıldı.
Resmen nikahlandıktan sonra birbirlerinin sırtını defalarca keseleme fırsatı buldular; kabak çiçeği gibi açıldılar.

Adem'in başka bir sorunu da da, yemek yedikten sonra kalan bulaşıklar ve yıllar boyu giymek zorunda kaldığı postunun aşırı kirli olmasıydı. Nitekim Havva icat olunur olunmaz, onu hemen mutfağa soktu ve çamaşırları yıkaması için de, dereye gönderdi. Daha sonraları Adem, çamaşırlar iyi yıkanmıyor, hiç Calgon kullanılmıyor diyerek, kavga çıkartmaya çalıştı ama, Havva ona hiç uymadı, bildiği gibi yapmaya devam etti.

Adem'in en temel ihtiyaçlarından birisi de, hiç şüphesiz üreme ihtiyacıydı. O da diğer canlılar gibi üremek, üremek ve daha çok üremek istiyordu. Elbette, Havva'dan bu konuda da talepleri oldu ama Havva, ilk 7 yıl, başım ağrıyor diyerek, olaya hiç bulaşmadı. En nihayet yasak elmayı ve serbest ayvayı yedikten sonra çoluk çocuğa karışabildiler...

Bu konuda en büyük sıkıntıyı Havva'nın kıskançlığı oluşturdu. Çünkü Havva sürekli olarak Adem'e şöyle diyordu.
 Çok çabalamasına rağmen Adem, yeryüzünde kendilerinden başka kimse olmadığına Havva'yı inandıramıyordu.

Efendime söyleyeyim, Adem'in bir başka ihtiyacı da, av maceralarını anlatacak kimse bulunmamasıydı. Bu olayı hiç küçümsemeyin, çünkü, askerlik anılarını anlatacak kimse bulamayan bir dede ne demekse, av maceralarını anlatacak bir kimse bulamamak da Adem için öyle bir şeydi. Havva icat olunduktan sonra, av maceralarını ona doyasıya anlattı. Hatta bu konuda o kadar ileri gitti ki; her sözünü can kulağıyla dinleyen Havva'ya uyduruk av hikayeleri bile anlatmaya başladı. Bardağı taşıran son damlaysa, Adem'in 30 tane aslanı tek yumrukla öldürdüğünü söylemesi oldu. Bu yalana Havva hiç inanmadı ve bir daha da hiç av hikayesi dinlemedi.
Adem'in başka bir sorunu da, hiç futbol maçı izleyememesiydi. Yeryüzünde kendilerinden başka bir kimse olmadığı için bu gayet normaldi ama, Adem sonuçta bir erkekti ve içgüdüsel olarak maç izlemek istiyordu. Havva icat olunduktan sonra bu problem de çözüldü değerli okurlar. Adem, Havva'ya karpuzdan bir top yaptı ve onu uzunca bir sahada 45 dakikalık iki devreden 90 dakika boyunca tek başına top oynattı. Havva top oynarken o da ellerini dürbün gibi yaptı ve televizyon seyrediyormuşçasına bu maçı izledi. İşin enterasan yanı Adem maça hakemlik de yapıyor ve Havva'nın her hareketine kırmızı parşömen kağıdı çıkartıyordu...

Ya işte değerli okurlar, kadının icadı kısaca böyle oldu...

A. Şimşek