Değerli okuyucum, matkabın ilk icadı (ki ikinci kez
icat edilmemiştir), 19. yüzyılda rast makamının icadıyla bir olmuştur.
1861 yılında Fransız bir adam olan bir kişi, kayaları, duvarları
vs delmek için bu aleti icat etmiştir. Enteresandır delikli peynirin
icadı da bu tarihlere isabet eder. Çünkü bu Fransız, duvar deleyim
derken yanlışlıkla buzdolabına dalmış ve önüne ne gelmişse delip
geçmiştir.
Efendime söyleyeyim, bu harika icadın farkına en önce
katil dediğimiz insan grubu varmıştır. Bıçakla, baltayla cinayet
sektöründe bir ilerleme kaydedemiyeceklerini anlayan bir grup katil, bu
tarihten sonra matkabı denemeye başlamışlar ve sonuç olarak iş
hacimlerini 26 kat arttırmışlardır.
Seri katil dediğimiz kalifiye
katiller de işte bundan sonra ortaya çıkmaya başlamıştır.
Matkabın
icadı, korku filmlerine de ayrı bir hayat vermiştir. Meşhur "13. Cuma"
serisinin çok meşhur olmasının bir nedeni de, film kahramanının matkapla
bol bol insan delmesidir.
20. yüzyıla gelindiğinde ise, iş yapar
gibi görünmek isteyen belediyeler gene bu icattan faydalanmışlardır.
Örneğin bir belediye, iş yapmıyor diye şikayet mi edildi, belediye
başkanı hemen matkabı alıp, beldenin herhangi bir yerini delmeye
başlıyordu ve vatandaşlar da onu görüp 'vay be ne çalışkan belediyemiz
var' diyordu. Vatandaşlar ne iş yapıldığını bir türlü anlamıyorlardı
ama, belediye çalışıyordu ya, bu onlara yetiyordu.
Bu icattan
faydalanan bir başka kesim de kiracısını çıkartamayan ev sahipleri
olmuştur değerli okurlar.
İcat ettiği 1500 çeşit yalanla kiracısını
evinden çıkartamayacağını anlayan ev sahipleri, çareyi bol bol matkap
çalıştırmak suretiyle, kiracının kafayı yemesine ve evden çıkmasına
sebep oluyarlardı.
Son dönemlerde, hackerlar da bu cihazın
nimetlerinden faydalanıp, site hack etmekte kullanmak istemişlerse de,
olan kendi bilgisayarlarına olmuştur. Bu şekilde tamir bekleyen 5000
civarında bilgisayar vardır.
A. Şimşek
Sitdown Mizah, suya-sabuna dokunması, mesaj kaygılı olması ve dahi "refleks kahkaha" düşmanı olmakla; stand-up'a ziyadesiyle karşıdır. Mesaj, her zaman siyasi değildir, bazı vakit toplumsal, bazı vakit bireyseldir. Sitdown Mizah, esas itibariyle, 1997 yılında hayat bulmuştu ve ürünleri, halen internet ortamlarında anonimsel olarak dolaşmaktadır. Arifesiyle birlikte 20 senelik maceradır...
...
Alptekin Şimşek
4 Ocak 2014 Cumartesi
3 Ocak 2014 Cuma
Dost
Cümle dünya sizin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Atlas libas senin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Seyyid Nizamoğlu
Bilge Can Yakan Cevaplıyor (4)
Rumuz: Jascan abla (24 - Kadıköy)
Sevgili Bilge kişi,
Size uzun zamandır sormak
istedigim ancak filmlerden fırsat bulamadığım için soramadığım bazı sorularım var.
Değerli zamanınızdan bana da biraz
ayırır cevap verirseniz sevinirim, hatta sevincimden oynarım.
Ben koyu bir televizyon dizisi
seyredicisiyim. Pazartesi “Karadayı”, Salı “Beni affet”, Çarsamba “Adını
kalbime yazdım”, Persembe “Benim hala umudum var” ve Cuma “Muhteşem yüzyıl”. Ayrıca cnb-c deki tüm yabancı diziler...
Ayrıca hafta ici fırsat bulursam
sabah kusagında yayınlanan tüm kadın programlarını, filmleri , dizileri
seyrederim. Dikkat ederseniz belirgin bir tarzım yok. Yani ne bulsam
seyrederim.
Sizden bana bir tarz olusturmam
için yardımcı olmanızı rica ediyorum. Bu televizyon ve dizi manyaği insana bir
yardım eli de siz uzatın, olur mu?
Bu iyiliginiz karsısında, size
seyretmediginiz ya da işiniz oldugunda kaçırdıginız tüm dizi ve filmlerin
özetlerini ücretsiz ve hicbir karsılık beklemeden anlatabilirim.
Burda kesmek zorundayim çünkü dizim
baslıyor. Ali Ayşe’ye ilanı aşk edecek
ama Ahmet’in Ayşe’den hoslandıgını sanıyor. Ayşe Ali’yi seviyor. Ama Ali’nin Merve ‘yi, Ahmet’in de Rukiye ‘yi sevdiğini
zannediyor. Ne salak kız di mi? Sorsa cevabını alacak ama, neyse basladı...
Sonucu size bildirim. Umarım Ali Ayşe’yle evlenir de biz de rahat nefes alırız.
Cevabınızı en kısa zamanda bekliyorum.
CEVAP:
Sevgilim Jascan Kızım,
Sorularını içeren mektubunu
başından sonuna kadar dikkatle okudum. Hatta, yanlış anlama olmasın diye 2 kere
sondan başa ve 7 kere de sağdan sola okudum. Bütün okurlarıma olduğu gibi,
elbette senin mektubuna da cevap vereceğim. Bunun için oynamana gerek yok,
sevgili yavrucuğum. Sonra medyadaki rakibim olmaya soyunmuş bir kısım 'sığ koltuk'lar
'yazara bak kadın oynatıyor' diyerek, olmadık iftiralarda bulunabilirler. Şimdi
sorularının cevabına gelebilirim.
Mektubunun ilk birkaç satırını
okuduğumda zannettim ki, 'beni bu dizi
bağımlılığından kurtarır mısın' filan diyeceksin. Fakat asıl amacın tarz
oluşturmakmış. Okuyucularımız arasında bu bağımlılıktan kurtulmak isteyenler
olabilir, önce onlara bir öneride bulunmak isterim. Türkiye'nin iç, dış ve
ekonomi politikalarını birer dizi olarak hayal edip, bunlara yoğunlaşırlarsa TV
izleme bağımlılığından kolaylıkla kurtulabilirler.
Sevgili kızım, öncelikle seni
tebrik etmek istiyorum. Çünkü 'tarz oluşturma' dediğimiz önemli bir konunun
farkına varmışsın. Neden dersen, bugün tarzı olmayan adama kız, tarzı olmayan kıza
da koca vermiyorlar. Bununla birlikte eğer evli bir kadın isen, tarz oluşturma
konusunda çok gayretli görünmen iyi sonuçlar vermeyebilir. Birçok muhafazakar
koca, 'tarz oluşturma' olgusunu 'acaba benim karının gözü dışarda mı?' şeklinde
algıladığından, tarz oluşturma girişimleri evli kadınlar açısından tatsız
neticeler vermektedir.
Ben senin bekar bir kızımız
olduğunu düşünerek yardımcı olmak istiyorum. Bir kere şunu peşin söyleyeyim;
herkesin izlediği dizileri, herkesin izlediği şekilde izlersen tarz oluşturma
konusu, senin için bir hevesten öteye gidemez... Şimdi sana tarz oluşturabilmen
için birkaç öğüt vermek istiyorum. Bunlardan birkaçını etkin olarak
uygulayabilirsen, tarzını oluşturup üzerine de tüy dikebilirsin...
1- Bugüne kadar izlemiş olduğun ve
yukarıda saydığın tüm dizileri artık izleme.
2- İlle de izleyeceksen,
Kadıköy'deki Yazıcıoğlu İş Hanı'na gidip bunların VCD veya DVD'lerini al, öyle
izle. Bundan daha ilginç bir tarz olamaz.
3- Uzaktan kumanda cihazındaki tüm
özel televizyon kanallarını iptal et... Hangi düğmeye basarsan bas karşına ya
TRT-INT ya da TRT GAP çıksın.
4- TRT-INT ve TRT GAP beni kasar
diyorsan, TRT1, TRT2 ve TRT3 olsun.
5- Saçma sapan dizileri
izleyeceğine, hayatı dizi olmuş nice şarkıcı, manken ve oyuncumuzun hayatlarını
izle.
6- Her gün için bir çizgi film
tespit et ve bunlardan başka bir şey izleme.
7- Sadece ve sadece ana haber
programlarını ve onların da sadece son 10 dakikasını izle.
8- Sadece ve sadece yabancı dille
yayın yapan TV'lerimizi izle, alt yazılarını da ısrarla okuma.
9- İnternetten tanıştığın ve hiç
güven duymadığın biriyle birlikte ol. Bu güvenmediğin kişinin özel anlarınızı
kameraya almasına izin ver. Sonra akşam ana haber bültenlerinde ilk haber
olarak otur afiyetle izle.
10- Yaşadığın apartmandaki tüm
komşularının evlerinin çeşitli köşelerine webcam koy ve boş zamanlarında otur
keyifle onları izle.
11- Suriye ve Ortadoğu'daki gelişmeleri dizi
seyrediyormuşçasına seyret. Devletimizin de takipçisi olduğu bu tarz, eminim
sana da cazip gelecektir.
12- Televizyonunu kapat ve öyle
boş boş bak.
Tarzın mübarek olsun sevgili
kızım.
A.Şimşek
Not: Değerli okurlar, bu köşe interaktif bir köşedir. Alttaki yorum
kısmına sorularınızı yazabilirsiniz. "Bilge Can Yakan" etiketi altında
tüm okuyucu soruları samimiyetle cevaplanır. Lütfen sorunuz,
sordurunuz. Cevaplayalım.
2 Ocak 2014 Perşembe
Sandal
![]() |
| Haydarpaşa Garı- İstanbul |
Deniz gidip geliyor kıyıdaki sandalın altında.
Onu çekemiyor kendine.
Olsun, değiyor ya her seferinde.
Metin Altıok / Birer Kibrit Çakımı
Metin Altıok / Birer Kibrit Çakımı
Sabah...
| İstanbul'da sabah |
Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın!
Didem Madak/ Mutsuza kim bakacak
Bilgisayarın İcadı
![]() |
| Abaküs |
Günümüzde yaygın bir şekilde kulanılan bir nesne de bilgisayarlardır. Bilgisayarın icadının da hayli ilginç bir hikayesi vardır. Vakti zamanında uykusuzluk çeken bir adamcağız varmış. Uykuya geçebilmek için yatağına yatar yatmaz, çitten atlayan koyunları saymaya başlarmış. Ancak, adamımız uykuya o kadar geç geçermiş ki, koyun saymaya rakamlar yetmez olurmuş.
İşte bu sayma problemini çözmek ve koyunları daha kolay saymak için, bir cihaz yapmış. Aslında, koyun sayma sorununu çözmek yerine uykusuzluğuna çare aramak daha mantıklıymış ama bu onun umurunda değilmiş. Neyse işte, bu koyun sayma cihazını yapıca ismini de: "Koyunsayar" koymuş...
Gel zaman-git zaman, kal zaman-koş zaman derken; bunu duyan herkes bir şey saydırmak için adamımızın kapısını aşındırır olmuş. İnek saydıran, top saydıran, pösteki saydıran hep onu bulur olmuş.
Günlerden bir gün, bir komşusu ona şöyle demiş: "Birader akıl şeyttirmek gibi olmasın ama, senin bu makine artık koyundan başka şeyler de sayıyor ve koyunsayar ismi de çok komik; bence buna yeni bir isim bul!.. Öyle bir isim bul ki, çok karizmatik, oşinografik, dramatik, permatik ve ziyadesiyle de erotik olsun. Mesela: Banu Alkan veya Hande Ataizi, ya da ne bileyim Hülya Avşar gibi... "
Mucidimiz koyunsayarıyla komşusunun kafasına iki tane geçirdikten sonra şöyle demiş:
"Hay senin aklına virüs atayım, geri zekalı herif. Benim sayarımın adı, bundan böyle bilgisayar olacak. Tiz halkıma duyurula!..
Bu ilk bilgisayar tabi, çok primitif bir şeymiş. Düşünebiliyor musunuz tetris bilem oynanamıyormuş. Doom yokmuş, chat yokmuş, porno CD yokmuş,, facebook yokmuş. Yani öyle lanet bir aletmiş.
Mucidimiz toprağa intikal ettiği tarihte bilgisayarda sadece bir hard disk, biraz buğday tohumu ve bol bol süne zararlısı varmış.
Zaman ilerledikçe, hür teşebbüs, bu cihazın ne kadar kıymetli bir alet olduğunu idrak etmiş ve itelemiş de itelemiş...
Pratik olsun diye, önceleri bir ahıra zor sığan bu makineyi tırnak çakısı küçüklüğüne indirmiş. Sonra buna ekran takmış, CD oynatıcı takmış, bilezik takmış,yüzük takmış, klavye takmış, korsan yazılım takmış, dantelli örtü takmış; hasılı kelam takmış takıştırmış ve piyasaya sürmüş.
Koyun sayarak işe başlayan bilgisayarlar, günümüzde hemen her sektörde ve işte kullanılmaktadır. Şimdi bu alanlardan bazılarını görelim:
Uçak ve rötar yapma alanında;
şehirlerarası ulaşım ve şarampole yvuarlanma konusunda;
ezan saatini haber verme ve umursamama sahasında;
tansiyon ölçme ve pahalı ilaç yazma sanayiinde;
silah sanayii ve arkadan jilet atma alanında;
hasta ameliyat etme ve rehin alma hususunda;
top sektirme ve faul yapma hadisesinde;
kaset yapma ve klip yontma endüstrisinde;
kız isteme ve ilk gece sendromunda; sex yapma ve AIDS olma sektöründe;
gazete verme ve promosyon yapma alanında;
fal bakma ve muradına erme sektöründe;
iş bulma ve kıdem tazminatı alma sanayiinde;
sınıfı pekiyiyle geçme ve ikmale kalma sektöründe;
tek tek basma ve bade süzme alanında;
sakla samanı gelir zamanı endüstrisinde;
tereyağından kıl çekme sanayiinde;
duran toplara vurma sahasında ve daha nice yerlerde...
Bilgisayar bir bakımdan ikiye ayrılır: Kişisel bilgisayarlar ve Toplumsal bilgisayarlar.
Kişisel bilgisayarları genellikle bekar erkek ve bayanlar kullanır. Toplumsal bilgisayarlar ise kalabalık yerlerde kullanılır. Kalabalık yer bilgisayarlarında yaklaşık olarak 450 ek donanım varken; kişisel bilgisayarlarda genellikle bir chat programı ve CD oynatıcı vardır.
![]() |
| toplumsal bilgisayarlar |
![]() |
| kişisel bilgisayarlar |
Başka bir bakımdan bilgisayarlar gene ikiye ayrılırlar: Dakikada bir çöken bilgisayarlar ve hiç çökmeyen bilgisayarlar. İlk kategoride milyonlarca bilgisayar varken, ikinci kategoriye giren bir bilgisayara henüz rastlanılmamıştır. Şimdilik sadece bir ütopya olarak vardır. İlk türe giren bilgisayarların yüzde 99'unda windows adını verdiğimiz bir virüs bulunur ve bu virüsü yokedecek bir program daha anasının programından çıkmamıştır.
Bilgisayarlar hakkında vereceğimiz bilgiler şimdilik bu kadardır.
A Şimşek
1 Ocak 2014 Çarşamba
Kadının İcadı
Bilindiği üzere insanlar Adem ile Havva'dan gelmişlerdir. Doğal olarak yazımızın konusu da Havva'nın icadıdır.
Kadının hammaddesinin Adem'in kaburga kemiği olduğunu biliyoruz(Bakınız kutsal kitaplar). Kadının hammaddesinin, kaburga kemiği gibi eğri bir madde olması, kadının da eğri-büğrü bir yaratık olmasın sebep olmuştur. Bu eğrilik 90-60-90 ile 190-160-190 arasında gidip gelir ve bazen de gider, hiç gelmez.
İsmini bilmediğim çok meşhur bir filozof şöyle demiştir: "İhtiyaç keşfin anasıdır." İcatlar da benzer şekilde ihtiyaçların oğlu veya kızıdır. Havva, Adem'in ihtiyacı olduğu için icat edildiğine göre, dolaylı olarak aynı zamanda Havva'nın da anası oluyor değerli okarlar. Kafanızı daha fazla karıştırmadan, Havva ne gibi bir ihtiyaçtan doğdu bunu anlatalım.
O tarihte Adem'in en birinci ihtiyacı şuydu: Banyo yaparken her yerini yıkayabiliyor fakat, sırtını keseleyemiyor ve sabunlayamıyordu. Sırtını keseleyecek birisi olsa, ah ne güzel olurdu. Gerçi Havva, icat edildikten sonra, ayıptır ve dahi günahtır diyerek Adem'e hiç yaklaşmadı ama sonradan bu pürüz aşıldı.
Resmen nikahlandıktan sonra birbirlerinin sırtını defalarca keseleme fırsatı buldular; kabak çiçeği gibi açıldılar.
Adem'in en temel ihtiyaçlarından birisi de, hiç şüphesiz üreme ihtiyacıydı. O da diğer canlılar gibi üremek, üremek ve daha çok üremek istiyordu. Elbette, Havva'dan bu konuda da talepleri oldu ama Havva, ilk 7 yıl, başım ağrıyor diyerek, olaya hiç bulaşmadı. En nihayet yasak elmayı ve serbest ayvayı yedikten sonra çoluk çocuğa karışabildiler...
Bu konuda en büyük sıkıntıyı Havva'nın kıskançlığı oluşturdu. Çünkü Havva sürekli olarak Adem'e şöyle diyordu.
Çok çabalamasına rağmen Adem, yeryüzünde kendilerinden başka kimse olmadığına Havva'yı inandıramıyordu.
Efendime söyleyeyim, Adem'in bir başka ihtiyacı da, av maceralarını anlatacak kimse bulunmamasıydı. Bu olayı hiç küçümsemeyin, çünkü, askerlik anılarını anlatacak kimse bulamayan bir dede ne demekse, av maceralarını anlatacak bir kimse bulamamak da Adem için öyle bir şeydi. Havva icat olunduktan sonra, av maceralarını ona doyasıya anlattı. Hatta bu konuda o kadar ileri gitti ki; her sözünü can kulağıyla dinleyen Havva'ya uyduruk av hikayeleri bile anlatmaya başladı. Bardağı taşıran son damlaysa, Adem'in 30 tane aslanı tek yumrukla öldürdüğünü söylemesi oldu. Bu yalana Havva hiç inanmadı ve bir daha da hiç av hikayesi dinlemedi.
Adem'in başka bir sorunu da, hiç futbol maçı izleyememesiydi. Yeryüzünde kendilerinden başka bir kimse olmadığı için bu gayet normaldi ama, Adem sonuçta bir erkekti ve içgüdüsel olarak maç izlemek istiyordu. Havva icat olunduktan sonra bu problem de çözüldü değerli okurlar. Adem, Havva'ya karpuzdan bir top yaptı ve onu uzunca bir sahada 45 dakikalık iki devreden 90 dakika boyunca tek başına top oynattı. Havva top oynarken o da ellerini dürbün gibi yaptı ve televizyon seyrediyormuşçasına bu maçı izledi. İşin enterasan yanı Adem maça hakemlik de yapıyor ve Havva'nın her hareketine kırmızı parşömen kağıdı çıkartıyordu...
Ya işte değerli okurlar, kadının icadı kısaca böyle oldu...
A. Şimşek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















