...

...
Alptekin Şimşek
Kolay Ayrılma - Boşanma Yolları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kolay Ayrılma - Boşanma Yolları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2014 Cuma

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 11. Bölüm )

Ay ve Ayrılık

Evet...nerde kalmıştık? 
Daha önceki yazılarımızda vurguladığımız üzere, güncel gelişmeleri ayrılmalarımızda kullanmayı öğrenmeliyiz, değerli okurlar. Eğer güncel gelişmeler bir işimize yaramayacaksa, neden takip ediyoruz ki zaten onları?

İşte böyle günceli takip edeyim derken, her zaman olduğu gibi yolum gene internete düştü sevgili ayrılık sevdalıları. İnsanoğlunun Ay’a adım atışı, demleme miydi, yoksa sallama mıydı sorunsalı yeniden gündemimize girmişken, bu fırsatı kaçırmıyor ve ayrılık düşlerimizin gerçekleşmesi için nasıl kullanacağımıza hemen bakıyoruz.

Değerli erkek okurlarımız, mehtaplı bir gecede eşleriyle deniz kenarına insinler. Elele tutuşup mehtaba doğru baktığınız esnada ve bir adet kırmızı gülü eşinize sunduktan sonra konuşmanıza başlayabilirsiniz:

“Amerikalıların Ay’a çıkması uydurmaymış mınakoyim.”

Hayat tecrübeme dayanarak söylüyorum, bu sözünüz üzerine hiçbir kadın sizinle evli kalmaya tahammül edemez. Bu cümleden hemen sonra terk edileceğiniz kesinse de, kimi kadınların şaşkınlıkla cümlenin devamını bekleyebileceğini varsayabiliriz. O halde durmak yok, lafa devam...

“Bu ne demek karıcığım, biliyor musun?..”

Bu soruya bir cevap beklemeden devam etmeyi tavsiye ediyorum...

“Sovyetler Birliği, ilk insanlı uzay aracını uzaya gönderdiğinde, Amerikalılar da buna Ay’a insan çıkararak cevap vermişti. Şimdi bu olayın mizansen olduğu ortaya çıktı. Demek ki, Uzay rekabetinde Sovyetler hâlâ önde sayılır... Fakat Sovyetler Birliği de hayli zaman önce dağıldı... Tanrım, bu ne zor bir bilmece”

Efendime söyleyeyim, mehtaplı bir gecede, romantik sözler bekleyen bir kadının böyle bir cümleye muhatap olduğunda nasıl bir tepki vereceğini kestirmek hayli zordur. Ancak, vereceği en hafif tepkinin, ertesi gün boşanma davası açmak olacağını söyleyebiliriz.

Mehtaplı gecemizi aşağıdaki cümleyle nihayete erdirebiliriz:

“Var ya, benim tahminime göre Amerikalılar aslında Ay’a değil Mars’a indi. Ama o tarihte insanoğlu böyle bir olayı kaldıramayacağı için Ay’a indik diye milleti kandırdı...”

Yazımıza son verirken, ayrılmak isteyen okurlarımıza, yaz aylarının uzun mehtaplı gecelerini kaçırmamalarını öneriyoruz. Ayrılma işini erken bitiren başarılı ayrılganlar, ileride ayrılabilecekleri yeni bir aday bulmak üzere diskolara doğru rotalarını çevirebilirler. 

A. Şimşek


1 Mart 2014 Cumartesi

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 10.bölüm )



 “Yuh Artık” Demeyin!

Bir süre önce gazetelerde ve çeşitli haber sitelerinde “Yuh Artık” başlıklı bir haber okuduk, değerli okurlar. Önce, haberi hatırlayalım:

“...Angela Harris, 1 yıldır birlikte olduğu sevgilisi Phil ile ayrılmaya karar verdi. Ancak kadının Phil'e bunu yüz yüze söylemeye cesareti yoktu. O da haince bir plan yaptı. Önce Phil'e kanser olduğunu ve artık hastanede yaşayacağını söyleyerek evden ayrıldı. Sonra hastaneden "Şu anda ameliyata giriyorum" ya da "Kemoterapideyim" diye aylarca mesaj attı. Sonra da Sue diye bir arkadaşına da Phil'e birkaç ay sonra mesaj göndertti: "Phil, Angela öldü.. Seni çok seviyordu. Başın sağolsun" Phil, ölüsünü görmek için kaldığını düşündüğü hastaneyi aradı. Ama orada Angela adında bir kişi yoktu. Sonunda polise gitti. Ve polis, Angela'nın evine gittiğinde, genç kadını karşısında gördü. Angela, Phil'den ayrılmak istediğini ve yeni bir hayat kurmak istediğini ancak bunu nasıl yapacağını bilmediği için bu olayları uydurduğunu söyledi.”

Angela’ya “Yuh Artık” demenin bir alemi yok, değerli okurlar. Önemli olan, bu olayın işaret ettiği toplumsal sorunsalımızın cesaretle üzerine gidip, mümkün olan çözümleri üretebilmektir.

Angela’nın ayrılma planı, çok zalimce görünse bile, Phil gibi bir adamın bunu fazlasıyla hak ettiğini söyleyebiliriz. Çünkü, Angela, kanser olduğunu söyleyerek evden ayrılıyor ama Phil’de tık yok; kızcağız kemoterapide olduğunu söylüyor, Phil’de gene tık yok. Ne zaman Angela’nın ölüm haberini alıyor, işte o zaman hastaneye gitme lütfunda bulunuyor.
  
Demek oluyor ki, Phil kardeşimiz de zaten ayrılmaya dünden razıymış. Öyle olmasaydı, Angela’nın, hasta olduğunu söylediği ilk andan itibaren peşinden ayrılmazdı. 
 
Met.Üst

Bu olaydan çıkartacağımız sonuç şudur değerli okurlar, ayrılmak istediğiniz kişi de, tıpkı sizin gibi ayrılmayı düşünüyor olabilir. Alengirli ayrılma planları yapmadan önce, karşı tarafın bu konudaki düşüncelerini yoklayabildiğimiz takdirde, ayrılma enerjimizi boşuna harcamamış oluruz. 
Lütfen bu konuda dikkatli olalım, şuursuzca davranmayalım.

Devam edecek...

A. Şimşek

19 Şubat 2014 Çarşamba

Kolay Ayrılma Ve Boşanma Yolları (9.Bölüm)

 Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 3: Akıl Hastalığı

Ayrılmanın hukuksal boyutuna, akıl hastalığı ile devam ediyoruz. Önce, maddemize bir göz atalım:

Madde 165 - Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Maddemizin açıklamasına geçmeden önce, bir ikazda bulunmayı ihmal etmeyelim:
Siz siz olun, henüz sözlü veya nişanlıyken ayrılmanın bir yolunu bulun. Evlendikten sonra ayrılmak, deveye hendek atlatmaktan beter bir durumdur. Nikâh memuru sizi evlendirirken, “Evladım aklınız başınızda mı?” veya “Ortak hayatı birlikte sürdürecek kapasiteniz var mı?” diye asla sormaz. Ancak, boşanmaya kalktığınızda, “hâkim bey”e ortak hayatınızın çekilmez hale geldiğini kanıtlamanız gerekmektedir.

Akıl hastalığı nedeniyle boşanmak, o kadar kolay bir iş değil. Evvela eşlerden birisi akıl hastası olacak, ikinci olarak hastalığın geçmesinin mümkün olmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilecek ve tüm bunların üstüne akıl hastalığı, diğer eş için ortak hayatı çekilmez hale getirecek... Biz bu duruma, tıp dilinde kısaca “ölme eşşeğim ölme” diyoruz.

“Bu memlekette yaşayıp da, akıl sağlığını korumak mümkün mü?” şeklinde düşünebilirsiniz, ancak bu düşünceniz mahkemeyi zerre kadar ilgilendirmez. Boşanmak için başvuracağınız mahkeme, akıl hastası olup olmadığınızın tespiti için sizi Adli Tıp Kurumu’na yollayıverir ve bu kurum tarafından verilecek olan rapor, kaderinizin rotasını çizer veya duruma göre çiziktirir.


“Adli Tıp, akıl hastalığım konusunda rapor verir ve ben de güzel güzel boşanırım” şeklindeki bir düşünce, sizi düşünce suçlusu yapmaz ama saftorik olduğunuz konusunda hoyratça bir ipucu verir. Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğinizde kendinize sormanız gereken asıl soru şudur: “Üleeen, akıl sağlığı yerindedir, diye rapor verirlerse halim nic’olur?” Bu sefer güzel sordunuz Allah için. Bırakın akıllı olduğunuza dair raporu, Einstein’ın zekasına denk bir zekanız olduğuna dair bir rapor da çıkabilir. Böyle bir rapor çıktığında ise sittinsene boşanamazsınız.

Diyelim ki, demek de öyle zor ki, ilgili kurumun sizin için “akıl hastasıdır” şeklinde rapor verip, bu hastalığın geçmeyeceğine dair de birkaç güzel paragraf ilave ettiğini kabul edelim. İyi güzel de, ya eşiniz boşanma davası açmazsa!.. Öyle ya, akıl hastalığınız eşinizi hiç rahatsız etmeyebilir.

Eşinizin boşanma davası açma ihtimalini severek boşanmanız mümkün değildir. Bu yüzden, dikkatli bir plana ihtiyacınız vardır. Bu plan ise, iki aşamalı olmak zorundadır:

1-   Eşinizin akıl sağlığını bozmak
2-   Boşanma davası açmak

Bir eşin akıl sağlığını bozmak, çok kolay bir iş olmamakla birlikte, olmayacak bir iş de değildir. Eşinizin kadın veya erkek olmasına göre; farklı yöntemler izlemek gerekecektir. Neymiş bunlar görelim;

Eşin Akıl Sağlığını Bozmak...

“Akıl Hastalığı” nedeniyle boşanabilmek için, eşimizin akıl sağlığını bozmamız ve peşinden boşanma davası açmamız gerektiğini belirtmiştik.


Bazı durumlarda, eşinizin akıl sağlığını bozmanız gerekmez, çünkü zaten bozuktur. Akıl hastalıkları konusundaki bilgi yetersizliğiniz, sizin bu durumu teşhis etmenizi engeller. Örneğin, sevgili eşiniz, cep telefonundan size sürekli kısa mesaj gönderen birisi olabilir. Siz, bu mesajları okuyup siliyor olabilirsiniz, ilgiyle okuyup saklıyor olabilirsiniz veya okumadan siliyor olabilirsiniz. Tüm bunların hiçbir önemi yok. Önemli olan eşinizin size sürekli olarak sms göndermesidir. Neden mi, işte şundan:

“ABD’li psikiyatr Doktor Jerald Block, “American Journal of Psychiatry” adı dergide yayımlanan makalesinde, e-posta ve cep telefonundan kısa mesaj göndermenin bir bağımlılık haline gelebildiğini ve bu bağımlılığın bir akıl hastalığı türü olarak değerlendirilebileceğini yazdı.”

Eşiniz, sık sık sms gönderen biri olmayabilir. Bu yüzden, size sms göndermesi konusunda kendisini teşvik etmeyi ihmal etmeyiniz. Kısa mesaj gönderme konusunda telkinde bulunurken, yukarıdaki haberden elbette hiçbir şekilde söz etmeyiniz. Size gönderilen sms’lere de cevap vermemeyi tercih ediniz. Birkaç ay bu şekilde sms’lendikten sonra, mesaj kayıtlarıyla birlikte boşanmak için ilgili mahkemeye başvurunuz.


Ayrılma kararımızın başarısını, eşimizin sms manyağı olma ihtimaline bağlamak, hiç kuşkusuz “Kürt Açılımı” yapıp, içini başkalarının doldurmasını beklemeye benzer. İyi bir ayrılıkçı, kutunun içindeki Schrödinger'in kedisinin, mekanizmayı harekete geçirip geçirmediğini tahmin etmeye çalışarak ömrünü geçirmez. Bütün olumsuz olasılıkları bertaraf eder ve geriye yalnızca hoşuna gidecek olasılığı bırakır (Nihayet Schrödinger'in Kedisi’ni yazımın bir yerine sokuşturup, entel köşe yazarları kervanına katıldım, ölsem de gam yemem artık).

Hazır Schrödinger'in Kedisi'nden laf açılmışken; erkek okurlarımız, romantik bir akşam yemeğinde, 1 saat kadar bu kediden bahsederlerse, eşlerinin vidalarından en az bir tanesini başarıyla yerinden oynatmış olurlar.

Kadın ayrılıkçılarımız için de güzel bir taktiğimiz var. Ereksiyon sorununu çözdüğünü iddia eden ne kadar web sitesi varsa, tümünü kocanıza forward edin. 1 haftalık bir forward kürü, kocanızın önce aşağılık kompleksine kapılmasına, sonrasında ise intihara meyilli bir ruh haline neden olur.

En ağır akıl hastalıklarından bir tanesi şizofrenidir, değerli okurlar. Bu hastalıklardan muzdarip olan kişilerde gerçeklikten kopma, kişilik bölünmesi, halüsinasyon ve illüzyon görme gibi belirtiler gözlemlenir.

Türkiye ikliminde yetişmiş bir kadın; mutfakta aşçı, sokakta hanımefendi ve yatakta fahişe olması gerektiğine ilişkin güçlü bir inancı benimser. Bu inanç, ona şizofreni teşhisi koymamızda büyük bir kolaylık sağlar. Sokakta başka, mutfakta başka olan bir kadının kişiliğinin bölündüğünü rahatlıkla kanıtlayabiliriz.

Halüsinasyon ve illüzyon görme arızası, çoğunlukla erkek cinsinde karşımıza çıkar. Ofsaytları gol, faulleri penaltı olarak görmek ve benimsemek, tamamen erkeklere özgü bir illüzyondur. Kadınların, kocalarına “ofsayt nedir?”, “penaltı kime denir?” gibi ahretlik sorular sorması, bir erkeği kestirmeden akıl hastası etmenin yollarından birisidir.

Kadınların en çok bilinen illüzyonlarından birisi “tayt” diye tabir ettiğimiz giysinin, kendilerine çok yakıştığını düşünüp, uluorta bunu çekinmeden giymeleridir. 80’li yılların modası olan tayttan uzun zaman önce kurtulduğumuzu düşünürken, son yıllarda yeniden arz-ı endam etmeleri bir yandan kıyamet habercisi ve diğer yandan bunu giyen kadınların akıl sağlığının yerinde olmadığını gösteren ciddi bir delildir.

Değerli okurlar, bu yazı birkaç kilometre uzatmak mümkün, ancak fazlasına lüzum yok. Yazının anafikri anlaşılmıştır sanıyorum. Türk Medeni Kanunu’nun nikah memuruna verdiği yetkinin lanetinden kurtulmak için, yine Türk Medeni Kanunu’ndan yararlanıyor ve eşimizin akıl hastalığını bir güzel teşhis ettikten sonra, hiç çekinmeden boşanma davamızı açıp gereğini yapıyoruz.

Daha bitmedi, devam edecek...

Ayrı kalın...

A. Şimşek



















10 Şubat 2014 Pazartesi

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 8. Bölüm)



Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 2: Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış:

Değerli, kolay ayrılma yollarının yolcuları, bir önceki başlıkta, zina konusunu ele almış ve amacımıza uygun olarak kullanabileceğimizi görmüştük.

Türk Medeni Kanunu, ayrılma konusunda bize eşsiz fırsatlar sunmaktadır. Bugün, bize bir faydası olup olmayacağını test edeceğimiz madde şudur:

“Madde 162 - Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur. 

Hayata kastetme, pek kötü davranma ve ağır derecede onur kırıcı davranış olarak özetleyebileceğimiz 3 adet olanağı, bu madde bize sağlamış bulunuyor. Bu maddenin bize sağladığı imkânı iki yönlü düşünebiliriz.

1-) Bu tür davranışları eşimize karşı uygulayabilir ve onun bize karşı boşanma davası açmasını tahrik edebiliriz. Ancak, karşı tarafın boşanma davası açma ihtimalini sevmemiz her zaman kesin sonuç vermez, bakarsınız dava açmayacağı tutar. İyisi mi biz 2. maddeye bakalım.

2-) Eşimizin çeşitli davranışlarını hayata kastetme, pek kötü davranma ve ağır derecede onur kırıcı davranış kategorisine sokup boşanma davasını kendimiz açabiliriz ve 2 şahit de ayarladıktan sonra ayrılığı garantileyebiliriz.


Şimdi birkaç örnek vermek suretiyle, konuyu daha anlaşılır bir hale getirelim.

İlk olarak hayata kastetmeye değinelim. Efendim, bu noktada erkek okurlarımıza bir uyarıda bulunmam gerekiyor. Bir erkeğin hayatına kastetmeye niyetlenmiş olup da, bunu başaramamış bir kadın yoktur. Bu nedenle, mümkünse hiçbir kadını bu öfke düzeyine çıkmaya zorlamayınız. Tahtalı köye gitmeden bu maddeden yararlanmamız şart değerli okurlar.

Şöyle bir yol izleyebiliriz: Eşimizi, örneğin kredi kartıyla alışveriş konusunda özendirebiliriz. Bu özendirme, evimize birkaç kez haciz getirecek kuvvette olursa mükemmel olur. Haciz geldiğinde ise yapılacak iş çok basittir. Elimizi kalbimize götürüp “Ahanda kalp krizi geçiriyorum” deyip kendimizi yere atıyoruz ve ilk fırsatta Aile Mahkemesine başvurup, boşanma davamızı açıyoruz. Boşanma dilekçemize “Bu manyak, yaptığı ölçüsüz harcamalarla az kalsın ölümüme sebep oluyordu” şeklinde bir cümle eklemeyi unutmuyoruz tabi. Hacze gelen memur ve avukatı şahit gösterin ve tereyağından kıl çeker gibi boşanın!..
Pek kötü davranış konusunda sıkıntı çekeceğinizi sanmıyorum değerli okurlar. Yukarıda erkekler için bir tüyo vermiş idik, şimdi de kadınlar için bir tüyo verelim. Bir çırpıda boşanmak isteyen kadın okurlarımız “Eşim beni ters ilişkiye zorladı” diye yazıp boşanma dilekçelerini derhal ilgili mahkemeye versinler.

Gelelim, ağır derecede onur kırıcı davranış konusuna... Açık konuşmak gerekirse, birisi için onur kırıcı olabilen bir davranış, bir başkası için Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilme lezzeti taşıyabilir. Bir örnekle izah edecek olursak... Eşiniz size bir kavga anında “Allah belanı versin liberal faşist” diyebilir ve siz boşanmak için mahkemeye başvurduğunuzda mahkeme şöyle bir açıklamayla davanızı reddedebilir:

“Gereği Düşünüldü: Her ne kadar davacı, ‘liberal faşist’ hitabını ağır derecede onur kırıcı olarak değerlendirmiş ise de, faşist sözcüğünün liberal nitelemesiyle yumuşatılmış olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bir an için yumuşatılmadığını varsaysak bile bu hitap şekli ‘ağır derecede’ onur kırıcı davranış olmaz, ‘hafif derecede’ onur kırıcı davranış olur. Hattı zatında karı koca arasında olur lan böyle şeyler!


Bu konuda, yaratıcılığımızı harekete geçirmemiz şart değerli okurlar. Mübarek Ramazan ayından konjonktürel olarak yararlanmayı deneyebiliriz. Şöyle ki; erkek okurlarımız, oruç saatlerinde zevcelerine askıntı olup, eşlerinin oralarını buralarını mıncıklasınlar. Bu davranış karşısında eşinizden işiteceğiniz söz aşağı yukarı şöyle bir laf olacaktır: “Lan cenabet kafir, lan gavurun dölü, nefsine hakim olsana ayu!” İşte amacımıza ulaştık ve ağır derecede onur kırıcı davranışa maruz kaldık. Davamızı açalım, ayrılmamıza bakılım!..

İki önemli hususu daha hatırlatmadan geçmeyelim.
Birincisi, dava açma süremiz olan 6 ayı, hiçbir nedenle geçirmeyelim. İkincisi de, karşı tarafın davranışlarını hiçbir şekilde affetmeyelim. Yoksa açacak olduğunuz dava reddolunur ve uğradığınız hakaretlerle birlikte evliliğinize devam etmek zorunda kalırsınız.

Not: Akrabalarınızın ve arkadaşlarınızın sizi boşanma yolundan döndürmeye yönelik davranışlarını hiçbir şekilde dikkate almayınız; ayrılmaktan çekinmeyiniz. Çocuklarınızı öne sürerek boşanmanıza engel olmaya çalışanların yüzüne kezzap atınız. Boşanma davanızda sizin için tanıklık yapmaktan kaçınan arkadaşlarınızı defterden siliniz. Boşanmak ve ayrılmak, en temel insani haklarımızdan birisi olup, ısrarla kullanınız, kullandırtınız.

Devam edecek...

A. Şimşek

31 Ocak 2014 Cuma

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 7. Bölüm )


Ayrılmanın Hukuksal Boyutu 1: Zina

Muhterem okurlar, “Sürekli bir şeyler önerip duruyorsun, ama mahkeme kapısında işimize yarayacak bilgi verdiğin yok” içerikli sitemkâr e-postalarınıza da bu yazı dizimiz yoluyla cevap verme zamanı geldi artık. Mademki ben bu yola baş koydum, sizi hiç teçhizatsız, donanımsız bırakır mıyım, sevgili okurlarım.

Türk Medeni Kanunu'muzun, boşanmaya yönelik yeteri kadar maddesi vardır çok şükür. Birazdan bu maddelerin irdelenmesine geçeceğiz. Ancak, geçmeden önce şunu açıkça ifade edebilirim ki, kanunda bu maddeler varken boşanmayı başaramamak mümkün değildir. Bu maddeler bakımından akılda tutulması gereken nokta şudur; bunlar amaca uygun nitelikte silahlar olmakla birlikte, acemi ellerde karavana da attırabilirler.

Efendim, şimdi kanunumuzdaki sırayla, boşanma sebeplerini tek tek ele alalım.

Madde 161 - Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.
Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Değerli okurlar, ülkemizde Hülya Avşar diye bir kadın ortaya çıkıp “Kaya, usturuplu zina yapıyor” veya “Erkek arada bir zevklenmeli” yahut da "Kadınlar için de aynı şeyleri söylüyorum. Git başka bir erkekle beraber ol anlamında değil. Arkadaşlarınla bir erkek hakkında konuş, hangi erkeği beğendiğini konuş, o erkeği hayal et. Benim kafamda sadece kocam olmalıdır diye düşünme" gibi laflar etmeseydi, işimiz çok kolaydı. Hülya Avşar'ın “Zina Açılımı” sayesinde artık zina, bir boşanma sebebi olmaktan çıkmış, ölmeden önce yapılması gereken 100 hareketten ilki olma onuruna erişmiştir.

Zina konusu hâlâ kanunda bulunduğuna göre Allah'tan ümit kesilmez. Hülya Avşar, istediği kadar tekerimize çomak sokmaya çalışsın, zinanın kendisinden elde etmeyi planladığımız faydaların önüne kimse geçemez.

Geçmişte Kaya Çilingiroğlu, çeşitli hatunlarla birlikte görüntülenmiş ve fakat Hülya Avşar'ın “Zina Açılımı” nedeniyle, boşanmayı başaramamıştı. Nihayet, bir hatunun yatağında sperm izleri bulunduktan sonradır ki, Hülya Hanım, soluğu mahkemede almak zorunda kalmıştı. Demek ki neymiş, eğer boşanmak istiyorsak, zinamızı olabildiğince usturupsuz ve döke saça yapmak durumundayız. Kamuoyunun ilgisi ve bilgisine sunulmayan, belgeli olmayan zinalar, pratikte boşanmayı sağlayamamaktadır. Burada dikkat edeceğimiz husus, zinalarımızı teknolojinin sunduğu imkanlar (kamera, fotoğraf, ses kaydı vs) yardımıyla belgeleyip, mümkün olan en kısa sürede herkesle paylaşmaktır.
Zinayla ilgili söyleyeceklerimizi bitirmeden önce önemle altını çizelim ki; zinayla ilgili fotoğraflarınızın fotokopi olmaması; görüntülerinizde de montaj olmaması şarttır. Aksi takdirde Taksim Meydanı'nda ciyak ciyak “Ben zina yaptıııııım” diye bağırsanız bile, bu belgelerin hiçbir değeri yoktur. Fotokopi, kopya, montaj gibi ucuz yollara saptığınız takdirde, yapılacak incelemelerde zina konusu ispatlanmış olmayacak, gerçekten yapmış olsanız bile zinanız bir halta yaramayacaktır. Lütfen, zina eylemleriniz esnasında orijinal ürünler kullanınız, ıslak imza atınız.

Devam edecek...

A.Şimşek

26 Ocak 2014 Pazar

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 6. Bölüm )


Göze Batan Hareketler Bunlar:

Kadınlara yönelik yayın yapan dergi, gazete ve internet sitelerinde; erkeklerin, kadınların gözüne batan kimi hareketlerini okumuşsunuzdur mutlaka. Beyaz çorap giymek, diş macununun tüpünü ortasından sıkmak, klozet kapağını kapatmamak gibi davranışlar artık birer klasik haline gelmiş durumdadır.

Öte yandan, bu hareketlerin artık kanıksandığını ve bir ayrılığı tetikleyecek etkiye sahip olmadıklarını söyleyebiliriz.

Demek oluyor ki, gerçekten ayrılmayı düşünüyorsak, göze batan hareketleri yeniden ele almak ve etkisini güçlendirmek mecburiyetindeyiz.

Şimdi elimizden geldiğince sizlere ipuçları vermeye çalışayım:

Kadın veya erkek fark etmez, sevişeceğiniz gün 2 saat kadar süreyle spor yapın. Yeteri kadar ter sarfiyatı yaptıktan sonra, sevgilinize sarılın ve kendisini ne kadar arzuladığınızı, hemencecik sevişmek istediğinizi söyleyin. Dudaklardan öpmeye başlamadan önce büyükçe bir kase, bol sarımsaklı cacık yemeyi ihmal etmeyin.


Televizyon kanallarının seçimi konusunda tartışma yaşıyorsanız, uzaktan kumanda aletini beğendiğiniz kanala göre ayarladıktan sonra, üzerine bolca Japon yapıştırıcı boca ediniz ve kurumasını bekleyiniz. Televizyon artık sizindir.

Size, birlikte bir yere gitmeyi önerdiğinde: “Olmaz aşkım, bir kaza filan olursa ikimiz de gümbürtüye gitmeyelim; ne yapacaksak ayrı ayrı yapalım” deyin.

Eşiniz veya sevgiliniz, sizinle önemli bir konuşma yapacağını söylediği zaman, derhal mp3 playerinizi alın, kulaklığınızı takın ve en sevdiğiniz müzikleri dinlemeye başlayın.

Eşinize Büyükada’ya gitmeyi teklif edin. Sonra bu fikri nadasa bırakın. Bu teklifi hiç yapmamış gibi davranın. “Ne zaman gidiliyor Büyükada’ya?” sorusuna asla cevap vermeyin.

Yukarıdaki teklifinizi -hâlâ terk edilmemişseniz- 8 ay sonra hatırlayın ve “Aaaa, biz Büyükada’ya gitmeyecek miydik, niye hatırlatmıyorsun yahu?” diyerek pişkinliğin doruklarında gezinin.

Büyükada’ya illaki gidilecekse gidin. Eşinize “Sen Aya Yorgi Kilisesi’ne doğru tırmana dur, ben hemen peşinden geliyorum” deyin ve o yola koyulur koyulmaz iskeleye doğru topuklayın ve ilk vapurla Heybeliada’ya  geçip, gününüzü gün edin.


Sevgilinize “Romantik bir film girmiş vizyona, hadi ona gidelim” diyerek, onu “Zombi’lerin Şehvet Gecesi” filmine götürün. Arada “Zombi olmak varmış, anasını satayım” gibi saçma sapan laflar edin.

Klozet kapağını kapatmamanız sorun oluyorsa; kapağı, Japon yapıştırıcıyla yapıştırın ve “Al sana kapalı klozet” deyin.

Eşinizin yıkadığı çamaşırların beyazlığını, yaptığı yemeklerin tuzunu, yaptırdığı saçların uzunluğunu, okuduğu kitabın yazarını, çalıştığı işin patronunu, yaptığı ütünün düzlüğünü, başına örttüğü türbanın markasını, giydiği eteğin yırtmacını, yazdığı günlüğün imlasını, kendisini dünyaya getiren anasını, dünyaya gelmesine yardımcı olan ebesini, iştahla savunduğu politik görüşünü, aldığı web adresinin uzantısını, yakın arkadaşlarının hepsini, girdiği denizin sıcaklığını, bindiği dolmuşun şoförünü beğenmediğinizi ısrarla belirtin. Mok atmaktan çekinmeyin.


Not: 12 Eylül 1980 öncesi ne güzeldi değerli okurlar. Sağcısı olsun, solcusu olsun bir  bölünüp ayrılmaya başladılar mı, arkası gelmezdi. Bir partiden 50 ayrı oluşum veya örgüt çıkardı. Netekim, 80 sonrası politikacıları bu konuda zaaf içerisinde görüyorum. Örneğin Ufuk Uras’ı ele alalım, ÖDP’yi ikiye böldü. Tam bir basiretsizlik örneği. Ben olsam, bu partiden 20’ye yakın yeni oluşum çıkartırdım. Bir ayrılma uzmanı olarak, siyasilerden talep gelirse, siyasi ayrılıklar üzerine önerilerde bulunmaktan da kaçınmayacağımı, bunu bir görev addedeceğimi açıkça buradan duyurmak isterim.

Devam edecek...

 A. Şimşek

19 Ocak 2014 Pazar

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 5. Bölüm )


İyi Kadın, Kötü Erkek – Kötü Kadın, İyi Erkek :

Değerli okurlar, geçtiğimiz sene bu zamanlar, ABD New Mexico Üniversitesi'nin yaptığı bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Araştırmanın sonuçlarına göre; erkekler kötü erkek seviyormuş!.. Kadınlar, kendini beğenmiş, vurdumduymaz ve kurnaz erkeklerden hoşlanıyormuş. Kısa süreli ilişkiler peşinde olan erkekler ise hayli popülermiş.

Araştırmanın ilginç yönü ise, 299 erkek üzerinde yapılmış olması. Kadınların hangi tip erkeklerden hoşlandığı, neden kadınlara sorulmamış, diye düşünülebilir tabi. Ancak, araştırmayı yürütenler şöyle düşünmüş olmalı: "Şimdi biz bu soruları kadınlara sorsak, hepsi “olgun, cefâkar, fedakâr, duyarlı, anlayışlı, düşünceli, akıllı” erkeklerden hoşlandığını söyleyecek. Bu sonuçlarla da, kimse yaptığımız araştırmayı iplemez!"

Araştırmaya katılan erkekler, “Kadınlar böyle tiplerden hoşlansın lan!” düşüncesiyle de, sorulara bu doğrultuda yanıt vermiş olabilirler. Böyle bir kurnazlıkla cevap vermiş olsalar da, olmasalar da; bu araştırma yayınlandıktan sonra artık kadınların da böyle düşünmeye başlayacağına inanabiliriz.

Bu bilgileri kısaca verdikten sonra, uzun bir ancaaaak dememiz gerekiyor. Burada atlanmaması gereken nokta, kadınların da, tıpkı erkeklerin “eğlenilecek kadın-evlenilecek kadın” ayırımı yapması gibi “eğlenilecek erkek-evlenilecek erkek” şeklinde bir ayırım yapıyor olmalarıdır.
 
(Cihan Ceylan)
Burada da uzun bir ancaaaaaak'a ihtiyaç var.

Bu yazı dizimizde verdiğimiz bilgileri tencereye atıp, blenderden geçirip hemen çorba yapmıyoruz. Öncelikle akıl süzgecimizden, peşinden diyalektiğin ve ardından feleğin çemberinden geçiriyoruz. “Ham bilgi tam bilgi değildir” vecizesini de yumurtladıktan sonra, uyarımıza geçiyoruz. Diyeceğimiz odur ki, erkeğin eğlence anlayışı ile kadının eğlence anlayışı farklılık göstermektedir. Erkek için eğlence, seks yapmaktır. Kadın için eğlence ise, çok kapsamlı düşünülmelidir. Bir kadın, tıraş olmakta olan erkeğinin yüzündeki köpükleri alıp, adamın yüzüne gözüne bulaştırdığında, bu ona çok eğlenceli gelecektir. Oysa bir erkek için eğlence, kadını altına alıp ümüğüne çökmeden başlamış sayılmaz.

Değerli okurlar, tam burada fark ettim ki, canım isterse konuyu acayip uzatabiliyor ve topsuz sahada güzel deparlar atabiliyorum. Bir sayfa yazdım, hâlâ konuyu yeni ayrılma taktiklerimize getirebilmiş değilim. Fakat bir sonraki paragrafımızda, gollük paslarımı ağlarla buluşturacağınıza eminim!.. 
 
(Met. Üst)
Konunun gelişinden anladığınızı tahmin ediyor olmakla birlikte, kısaca taktiğimizi verelim. Hayatınızdaki kadın veya erkeği kendinizden uzaklaştırmak istiyorsanız; sizden eğlence beklentisi olan kişiye evlilik mesajları vererek; evlenme beklentisi olan kişiye ise bencillik, vurdumduymazlık, kurnazlık ve sapıklık mesajları vererek beklentinize ulaşabilirsiniz.

Birkaç diyalogla bilgilerimizi pekiştirelim:

E- Senden bir çocuğum olsun istiyorum Ebru.
K- Senden, ondan, bundan, ötekinden berikinden hepinizden çocuğum olsun istiyorum Seyfettin (Eşşek değilsin ya, bu lafın üzerine artık ayrılırsın benden).

Sevgili okurlar, bu konuyu yine bir uyarıyla bitirelim. Yukarıda izah ettiğim taktik hayli kullanışlı bir taktik olmakla birlikte, gerçek bir ustalık gerektirmektedir. Çünkü bir erkeğin ya da kadının, evlenilecek birini mi, yoksa eğlenilecek birini mi aradığını anlamak gerçekten bilgi ve tecrübe gerektiren bir husustur. Bu hususla ilgili olarak, takip eden sayfalarda size bilgi vermeye çalışacağım.

Ozan boşuna söylememiş:

“Üç derdim var birbirinden geçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.”

Allah’ın izniyle, ayrılık derdinin hakkından hep birlikte geleceğiz!..
Devam edecek...

A. Şimşek


17 Ocak 2014 Cuma

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 4. Bölüm )



Kulağının dibinde Vuvuzela'dan "Ayrılık Nağmeleri" çalınası okurlar...Bu çalışmamız, yalnızca erkekleri veya yalnızca kadınları gözeterek hazırlanmamaktadır. Erkek veya kadın ayrılganlarımız, bünyelerine ve cinsiyetlerine uygun taktik ve tekniklerden dilediklerini uygulayabilirler.
Evett , devam edelim... Başlığımız ;

Mini Mini Bir Kuş Donmuştu:

Cinsel hayata ilişkin taktikler, genellikle %99 oranında başarılı sonuç verirler. Kadın ve erkeğin fiziksel yönlerine ve performanslarına yapılacak olan olumsuz vurgular, ayrılık konusunda önemli bir fitil ateşleyicisidirler.

Artık ayrılma vaktinin geldiğini düşünen bir kadın, ön-sevişme, orta-sevişme veya son-sevişme aşamalarından herhangi birisinde

“Mini mini bir kuş donmuştu,  Pencereme konmuştu”  nakaratını sürekli tekrarlarsa, bu masum şarkı, usta ellerde öldürücü ve vedalaştırıcı bir etkiye sahip olur. Zaten 17-18 yaşından beri kuşunun boyuyla ilgili her türlü kompleksi yeteri kadar biriktirmiş olan erkek, buradaki “mini kuş” ibaresini hiç hayra yormayacak ve ufak ufak ilişkiden çark etmenin yollarını arayacaktır. Anlayışı kıt bir erkekle karşı karşıya bulunan kadın, yukarıdaki şarkı yeterli olmadığı takdirde, derhal aşağıdaki şarkıyı yüksek sesle söylemeye başlamalıdır:
 “Bak işte bir minik serçe  Senin gibi neşe içinde”
 
Met. Üst
Kendisiyle ilgili imalar içeren bu şarkılara, ıslıkla eşlik etmeye çalışacak, anlama
özürlü erkekler de çıkabilecektir kuşkusuz. Şarkılar para etmiyorsa, son darbeyi indirecek bir cümleye ihtiyacımız var:
“Hayatım, şeyinin rengi keşke siyah olsaydı!” Bu cümleyi ettiğiniz bir erkeğin, artık sizinle ilişkisini sürdürmesine olanak yoktur. Bırakın ayrılma garantisini, bir daha onunla tesadüfen bir yerde bile karşılaşamazsınız. Cümledeki “siyah” sözcüğünün neyi ima ettiğini ayrıca açıklamaya gerek görmüyorum; anlayan anlamıştır!..
  
Cinsel taktiklerle ilişkisine son vermek isteyen erkeğin elinde de değerli kozlar vardır, değerli okurlar. Bir kadın, aşağı yukarı 3 yaşından itibaren fiziksel özelliklerini beğenmemeye başlar. Bütün ömrünü ise, beğenmediği bu özellikleri hizaya sokmakla geçirir. Kozmetik sanayii, kuaförler, estetik cerrahlar, sırf kadının bu özelliğinden dolayı geçimlerini sağlayabilmektedirler.

Şimdi size altın değerinde bir öğüt veriyorum. Bu öğüdü tutan bir erkeğin yenemeyeceği zorluk yoktur.

“Bir kadını kendinize aşık etmek istiyorsanız, en beğenmediği yerine her zaman iltifat ediniz. Bir kadını kendinizden soğutmak istiyorsanız, en beğendiği yerine kesinlikle bir kulp takınız.”

Bir kadına dudaklarının ince, belinin kalın ve göğüslerinin küçük olduğunu söylemek ile o kadının kafasına balyoz indirmek arasında hiçbir fark yoktur, değerli okurlar. Kendisinden ne kadar emin olursa olsun, bu tür imalar kadınınızı sizden hızla uzaklaştırır. Bir kadın için, nasıl olduğu değil, nasıl göründüğü önemlidir. Bu yüzden, 90-60-90 ölçülerine sahip olsa bile, “göğüslerin küçük” dediğiniz anda, nasıl göründüğüne ilişkin endişeleri, gününü yarı komada geçirmesine neden olur. Erkek, göğüslerin küçüklüğüne ilişkin yorumunu, bir takım benzetmelerle yapacağı gibi, tıpkı yukarıdaki kadın gibi, bir şarkıyı uydurarak da yapabilir:
 “Tombul tombul memeler, Hani ülen nerdeler?”                                                                                


 A. Şimşek



                                    


15 Ocak 2014 Çarşamba

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 3. Bölüm)



Çamur Atma Yöntemi :

Ayrılma konusunda zorluk yaşayan erkek ve kadınların en büyük sorunu, güncel gelişme ve yenilikleri özümseyip, bunları nasıl hayata geçirebilecekleri üzerine hiç kafa yormamalarıdır. Allah'tan kafa
yormuyorsunuz da, bencileyin yazarlara yazacak mevzu çıkıyor.

Gelelim başka bir taktik ve tekniğe... Şimdi, geçin bilgisayarın karşısına ve aşağıdaki örnek dilekçeyi print ettikten sonra ilgili makama iletin:

“Sayın Çok Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı Yüksek Makamına, 
Aylardır bir ikilem içersindeyim. Vatanım mı, yoksa 20 yıldır evli olduğum kocam mı? Nihayet vatanımın benim için daha kıymetli olduğunu düşünerek, bu dilekçeyi makamınıza sunmaya karar verdim.

Şöyle ki; Yüzde 99 ihtimalle kocam yolsuzluk çetesinin bir üyesi. Bunu nereden anladığımı soracak olursanız, kısaca anlatmak isterim.
Kocam 22 yıllık devlet memuru. Bu durumda mal varlığı olarak en fazla bir ev, bir araba ve bir yazlığımız olması gerekir. Ne var ki, durum hiç de böyle değil. Beyfendicim söylemesi ayıptır, 150 metre karelik evimizin 2 odası tavanına kadar tapu klasörüyle, bir odası da ayakkabı kutularıyla dolu. Bu size bir fikir verecektir eminim.

Boğaziçi’nde 6 adet yalı, Antalya’da 5 tane lüks otel, Moda’da 25 tane daire, Nişantaşı’nda 155 daire, Cihangir’de 15 tane garsoniyer, Bodrum’da 12 tane tatil köyü, 5 tane özel jet, 39 tane mercedes marka araba ve daha neler neler.

Kocam, lokantalarda bahşiş diye garsonlara 2 bin liralık cep telefonu veriyor, o derece zenginiz yani. Anladığım kadarıyla kocam yolsuzluk yapan yollu bir kişi. Eğer hakkında soruşturma açarsanız, ben bütün bildiklerimi gizli veya açık-saçık tanık olarak anlatmaya hazırım.


Muhterem büyüğüm, yüksek makamınızı yanıltıyor olmak da istemem; başka bir örgüte de üye olabilir. Pekâlâ, PKK, İBDA-C, DHKP-C, MÜYAP, MESAM, İHH, IRA üyesi filan da olabilir Bu kısmını sizin araştırıp bulmanız daha doğru olacaktır..

Değerli Savcım, araya sıkıştırmak gibi olmasın; benim herif 6 aydır bir Rus kadınıyla ilişki yaşıyor. Benim anladığım kadarıyla o şırfıntı, kocamdan hem para ve hem de vatanımız aleyhine bilgi sızdırıyor. Benim bu işlere kafam basmaz, ama bu da vatana (bana da) ihanete girmez mi? cezasının 50 seneden aşağı olmaması gerekmez mi?

Aklıma gelmişken, geçen gün kocamın ceplerini karıştırırken 2 kutu viagra da buldum. Hadi beni aldatmasını geçtik diyelim, ama bu Rus kadını demeyecek mi, “Türk erkekleri viagrasız yapamıyor mu?” diye. O zaman cinsel itibarımız iki paralık olmayacak mı? Tanıklığım sayesinde, bu adamın adaletin pençesinden kaçamayacağını düşünüyorum. Bu nedenle, ivedi olarak yakalama, gözaltı, tutuklama, rezil-kepaze ve mahkum etme ve kodese tıkma işlemlerinin bir an önce uygulanmasını arz ve talep ediyorum. Verilecek cezanın 20 seneden aşağı olmaması için gerekeni yapacağınıza tüm kalbimle inanıyorum.

İmza: Nevriye KOLBASTI”

Bu dilekçeyi verdiğiniz zaman, eşinizin bir daha iflah olmayacağına garanti veririm. O, meramını anlatana kadar, siz çoktan boşanma davasını açmış ve hatta sonuçlandırmış bile olursunuz değerli okurlar.


Taktik vermeye devam edeceğiz...


A. Şimşek

11 Ocak 2014 Cumartesi

Kolay Ayrılma ve Boşanma Yolları ( 2. Bölüm)



                                                            “Bağlanma Korkusu” Jokeri


Şimdi sizleri nefis bir ayrılma nedeniyle tanıştırıyorum.

“Uçağa binmek hiç mantıklı değil” dediğiniz zaman, bunun aslında mantıklı olduğuna sizi ikna edecek birçok insan vardır, ancak “Uçağa binmekten korkuyorum” dediğiniz zaman, kimse sizi korkmadığınıza ikna edemez, etmeye bile çalışmaz. 

Bunun gibi “Birine bağlanmak çok mantıksız” dediğiniz zaman, ayvayı yediğinizi en başından kabul etmek zorundasınız. Doğru cümle “Bağlanmaktan korkuyorum, ürküyorum, ürperiyorum, tırsıyorum ve hatta kendimi Testere 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 filmlerinde sınava tabi tutulmuş kurbanlardan biri gibi hissediyorum” gibi bir cümle olmalıdır. 

Değerli okurlar, bağlanma korkusu jokerimizi, iki ucu da keskin bir bıçak gibi düşünün; her iki tarafı da yeterince keskindir ve ihtiyaca göre dilediğiniz tarafıyla doğrayın. Bu nasıl oluyor onu görelim:

Keskin ucun bir tanesini siz zaten biliyorsunuz, bununla ilgili yeterince malzeme bulunmaktadır medyamızda. Bağlanma korkum var, kimseye bağlanamıyorum, dediğiniz vakit, sizinle ilişkisini yürütmek isteyecek bir insanoğlu bulmanız imkansızdır.



Diyelim ki, bu lafı etmenize rağmen karşınızdaki insan yılmadı, pes etmedi. O zaman iki ucu da keskin bıçağımızın diğer tarafını derhal devreye sokuyoruz. Örnek bir diyalogla açıklamaya çalışalım: 

    “Hayatım, benim bağlanma korkum var; bağlandığım zaman palamar gibi bağlanıyor, itler gibi kıskanıyorum. İnan bana böyle bir cehennemi yaşamak istemezsin. Her dakika peşinde, gittiğin her yere seninle gelen bir adam hayal edebiliyor musun?.. İşte ben böyle bir adamım. En son sevgilim beni neden terk etti biliyor musun?”

     “Bilmiyorum, neden terk etti?”

    “Hiç sorma, sırf her an görebileyim, her adımından haberdar olayım diye; evinin kapısına, ofisinin tavanına, her gün bindiği belediye otobüsünün içine, yatağının başucuna kamera yerleştirdim. Sonra ne olursa beğenirsin... Yatağındaki kameradan çekilen görüntüleri adamın biri ele geçirip internete yüklememiş mi!.. Tahmin edeceğin üzere, kızcağız haklı olarak bıraktı beni. Yol yakınken bırak sen beni...”

Görüyorsunuz değil mi, değerli okurlar. Bağlanma sorunum var diyerek ayrılmak muhteşem bir imkandır. Uyanık okurların gözünden kaçmamıştır. Burada ilişkiyi ayrılma kıvamına biz getiriyoruz, ancak terk etme onurunu da karşı tarafa teslim ediyoruz.  

Ayrılma konusunda sorun yaşayan kadın ve erkekler için tüyo vermeye devam ediyoruz...

A. Şimşek