...

...
Alptekin Şimşek

30 Eylül 2015 Çarşamba

Yöresel Vatandaşlık



Türkiye vatandaşlığı, türk vatandaşlığı, anayasal vatandaşlık derken, işler iyice karıştı. Büyüklerimize kolaylık olsun diye, bunu da ben icat ettim.
Bir anayasa taslağı da hazırlamış bulundum; copy right bakımından az bir kısmını arz ediyorum:

1- Devletin şekli
       madde 1
Malatya yöresi bir cumhuriyettir.

2- Cumhuriyetin nitelikleri
       madde 2
Malatya yöresi cumhuriyeti, yöre insanının huzuru, kayısı ve dut pekmezinin geliştirilmesi anlayışı içinde, meyve sebzeye saygılı, yöresine bağlı, hiç şüphesiz demokratik, yöre insanına layık ve tarhana çorbasına şefkatle yaklaşan bir yöre devletidir.

3-  Yörenin bütünlüğü, resmi şivesi, bayrağı, milli türküsü ve baş kazası
      madde 3
Malatya yöresi, kayısısı, dutu, pekmezi ve bulguruyla bölünmez bir bütündür. dili türkçedir, ama şive serbesttir.bayrağı, şekli kanununda belirtilen, içli köfte ve ayranlı bayraktır.
Yöresel türküsü, "bir ay doğar ilk akşamdan", türküsüdür. baş kazası, Arguvan'dır.

4- Değiştirilemeyecek hükümler
    madde 4
Anayasanın 1, 2 ve 3. maddeleri değiştirilebilir, değiştirilmesi teklif edilebilir, kafası gözü yarılabilir.
bu maddeleri değiştiren muhteremler, kendi anayasalarını yapmakla mükelleftir.

5- İdari yapılanma
madde 5
Yöremiz cumhuriyetinde; teokratik kanton, demokratik özerk, kültürel eyalet türünden teşkilatlanmalar yasaklanmıştır, Ankara yöresiyle papaz olmanın manası yok. Malatya yöresi cumhuriyeti, kaza, köy, mezra, mahalle, belde gibi yapılanmalardan oluşur. Kaymakamlık, muhtarlık gibi ünvanlar başımızın tacıdır.

A. Şimşek  / 30.9.2015/ İstanbul

26 Aralık 2014 Cuma

Gündeme dair...

Kenan Evren'in darbeden yıllar sonra yaptığı ; "Biz, o zaman eyalet sistemini düşünmüştük, ama sonra vazgeçtik" açıklamasını da, Diyarbakır Cezaevi'nde Kürtlere uygulanan ekstra işkencelerle birlikte okumak lazımdır. Diyarbakır işkencelerinin nedeninin, Kürtleri terörize etmek için uygulandığı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Kürtlerin bu en zor zamanlarında yanlarında Türk solu vardı. Şimdi beğenmedikleri Perinçek'in partisi ve dergilerinde çalışan birçok gazeteci faili meçhule kurban gitti. Yalçın Küçük ve İsmail Beşikçi'nin aldığı hapis cezalarının hadde hesabı yoktur. Ne yazık ki, 2002'den sonra Kürtler, yobazlığı tercih etti. Ne alacaklarını, ne vereceklerini bilmeden 12 yıldır bir karanlığın peşindeler... Geldiğimiz noktada yobazlık saldırıyor. Cumhuriyetin bütün kazanımları teker teker elden çıkıyor. 'Osmanlıcılık' artık günlük sohbetlerimizin bir parçası durumuna geldi. Alfabemizin defteri dürülmek üzere.

A. Şimşek / 26.12.2014 / İstanbul

21 Kasım 2014 Cuma

Anarşi

















Bir memleket düşünün; senede 1 gece, cinayet dahil, her türlü suçu işlemek serbest bırakılıyor!.. Bu gecenin adı "Arınma Gecesi" dir ve nihayetinde “ölen ölür, kalan sağlar onlarındır” şeklinde mantıklı bir bakış açısı vardır. Ayrıca, bu geceye katılmak istemeyenlerin, evlerinde oturma hakları olduğu gibi, ille de arınmak isteyenlerin de, evlerinde oturanları avlama hakkı vardır. Görüldüğü gibi; nereden baksan tutarlılık, nereden baksan hayran olunasılık var. 

"The Purge: Anarchy” filminden bahsetmekteyim. En medeni ülkemiz olan ABD, fazla nüfusu biraz olsun dengelemek için, böyle bir “hak” icat ediyor ve özgürlüklerin lafta bırakılamayacağına ilişkin harikulade bir örnek sunuyor.

Filmde dikkat çeken iki husustan ilki, bu ihtiraslı gecenin ekonomiye tek katkısının fazla nüfusu azaltmak olmamasıdır. Arınma Gecesi’nde başkası için de avlanabilir ve 100 bin dolarlarla ifade edilebilecek paralar kazanabilirsiniz. 

 İkinci husus ise, her ciddi devlet gibi, Amerika’nın da vatandaşlarına gereğinden bir gıdım fazla güvenmemesi ve vatandaşlarının yeter sayıda cinayet işleyememe ihtimaline binaen, ordunun da sokaklara salınmasıdır. Askerler, başka ülkelerde de zaman zaman sokaklara salınmaktaysa da, Arınma Gecesi kopseptine uygun olmadığı için, burada ele almıyoruz.

Filmle ilgili ilk izlenimlerim çok olumsuzdu, ‘böyleşey mi olur, anasını satayım’dı; ‘böyle medeniyet mi olur lan’dı. Film bittiğinde ise, fikrim değişmişti. Senenin 365 günü insan öldürülen bir ülke vatandaşının, Amerikan medeniyetine laf söylemeye hakkı olamazdı.

Madenlerde,tersanelerde, inşaatlarda, trafik kazalarında katledilenlerle ilgili ceza almış bir tek Allah’ın kulu olmadığına göre, 365 günüm  de yandı ha yandı, durumu söz konusuydu.

Amerika’nın zengini, öldüreceği adam için binlerce dolar nakit para ödüyordu; bizde ise bedavadan daha ucuzdu.

Cinayet aletleri açısından baktığımızda da, Amerika bizden açık ara öndeydi, ArınmaGecesi’nde tüfek, tabanca, bomba her türlü silah kullanılırken; bizdeki ArınmaYılı’nda tek cinayet aleti FITRAT’dı.

Sabah 7 deyince Amerika’da sirenler ötüyor ve katliam bitiyordu, bizde ise davul-zurna çalsan kimsenin umurunda değildi.

Gönül isterdi ki, medeni bir ülkede yaşıyor olalım, ve senede bir gün, insanlar ne yapacaksa yapsın; ayakkabı kutusu istifleyen istiflesin, biber gazı sıkmak isteyen sıksın, ağaç kesmek isteyen kessin, avm yapacak olan yapsın. Ama n’olur kalan 364 gün rahat dursunlar, herkes işine gücüne baksın...

Yeter lan, ayağımızda 10 TL’lik naylon ayakkabıyla, her gün öldürmeyin  bizi!..


21/11/2014  Alptekin Şimşek
--------

Not:Bu bir film eleştirisidir, gerçek olay ve kişilerle ilgi ve ilişkisi varsa, sinemaya gitmek nasip olmasın!..


4 Kasım 2014 Salı

Ortaya Karışık Hususlar

Cumhurumuzun Başının yakın bir gelecekte karışacağı hususlar
 

(Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğinden bildirilmiştir)

- Sakla samanı gelir zamanı'ndaki samana
- Gülü seven dikenine katlanır'ın dikenine
- Parayı veren düdüğü çalar'ın düdüğüne
- Bir yastıkta kocayın'ın kocasına
- Veresiye satışımız yoktur'un satışına
- Bir Türk dünyaya bedeldir'in bedeline
- Gary Grant'ın rantına
- Duran toplara iyi vururum'un topuna
- Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar'ın yalanına
- Başka yerde şubemiz yoktur'un şubesine
- 404 not found error'un 404'üne
- Sayın abonemiz bu bir bant kaydıdır'ın abonesine

* Bu bildiri üç-beş günde bir güncellenecektir. Güncellemeyi bilmemek mazeret sayılmaz kuralı geçerlidir.

A. Şimşek / 

12 Eylül 2014 Cuma

Gündeme dair...

91 yıllık Cumhuriyet maceramızın vardığı yer: Kitap yazabilen cumhurbaşkanından, gazete bile okumayan cumhurbaşkanına geçiş...
*****
1. Takımın Muharebe Talimi
2. Cumalı Ordugâhı
3. Tabiye Tatbikat ve Seyahati
4. Bölüğün Muharebe Talimi
5. Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (Subay ve Komutan ile Konuşmalar)
6. Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih

Askerlik dışında kalan hayat tecrübelerinden oluşan kitaplar ise şunlardır:

7. Medeni Bilgiler
8. Geometri
9. Tarih Ders Kitabı (Okullar için)


A. Şimşek /12.9.2014 / İstanbul

7 Eylül 2014 Pazar

Demişler ki...

"OSMANLICILIK VE YENİ OSMANLICILIK

“Yeni Osmanlıcılık” sözcüğünü niye kullanıyorum? Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma teşebbüslerinin arkasında bu “Yeni Osmanlıcılık” trajedisinin olduğunu söylüyorum. Kaç senedir bunları tekrarlıyorum ve uyarıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de uyarıyorum. Herkesi uyarıyorum, yurttaşları, gençleri… Şimdi bu Osmanlıcılığın çıkışına bakacak olursak; tekrarlama pahasına söyleyebilirim ki bunun ilk ifadesi 1982 yılındaki bir dergide geçmiştir. Bu derginin adı Kivunin!

Kivunin, Dünya Siyonist Örgütü’nün dergisidir. Burada 1982 yılında “Yinon” tarafından 1980’lerde İsrail için bir strateji yazısı çıkarılmıştır. Burada aşağı-yukarı Arap yarımadasındaki Araplarla Mısır’dan Irak’a kadar bütün bu topraklar “vaat edilmiş toprak” sayılır. İlginç tarafı, 1982 yılı belgesinde Irak’ın üçe bölünmesi açıkça yazılır. Hatta her biri bir vilayet ile ifade edilir. Basra, Bağdat ve Musul’un ayrılmasından söz edilir ve tıpkı “Osmanlı döneminde olduğu gibi” deyimi kullanılır. Bu 1982 yılına ait bir Siyonist belgedir ve bütün belgenin içinde de bu bölgenin düzenlenmesinde küçük etnik ve dini topluluklara önem verilir. Küçük etnik ve dini cemaatlerden oluşan bir Osmanlı tarif edilir…

Amerikalı muhalif Chomsky’nin şifreyi çözdüğünü söyledim. Chomsky’nin ABD,İsrail ve Filistin alt başlığı olan çok önemli kitabı vardır. Chomsky bu kitapta çok açık olarak bu Siyonist belgeyi “ottomanization”, yani Osmanlılaşma olarak ve Osmanlı İmparatorluğu’na bir dönüş olarak İfade ediyor. Sonra da şöyle devam ediyor. “Bu yeni Osmanlı’nın güçlü bir merkezi olacak. Eskiden Türkiye’ydi şimdi de ABD’nin desteklediği İsrail’dir” diye açıklıyor. Bu kitabın İletişim Yayınları tarafından yapılan Türkçe çevirisinde bunlar yer değiştirmiştir. “Eskiden İsrail, şimdi Türkiye merkez olacak” denilmiştir. Bunun kötü niyetli olduğunu sanmıyorum çünkü o kadar kaba bir hata ki böyle bir şeye ihtimal vermiyorum.

Fransızlar, bu projeye Ortadoğu’nun balkanlaştırılması diyorlar. Ama genel deyim Osmanlıcılık!. Demek ki bunun kaynağı Siyonist İsrail’dir ve 1982 yılında Irak’ın üçe bölünmesi, Musul’un ayrıca Kürtlere verilmesi net bir şekilde ifade ediliyor. Bir ara Harbiye’de açılış dersi verdiği zaman, o zamanlar Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Paşa’nın da söylediği gibi Musul’da kurulacak olan bir Kürdo Judaik devlet Türkiye’deki Kürtlerin yaşadığı bölgeleri etkisi altına alacaktır. Zaten bunun gelişmelerinde bu vaat edilmiş topraklar, Ermenistan sınırına kadar uzatılıyor. Dolayısıyla Urfa, Diyarbakır ve benzeri yerler de öngörülüyor. Az önce de söyledim: Diyarbakır’la Musul’u birbirinden ayırmak mümkün değildir. Osmanlı taksimatımızda bir zamanlar Diyarbakır vilayet, Musul onun livası idi. Şimdi bunun Türkiye’ye yansımasına geldiğimizde benim araştırmalarıma göre bu Osmanlıcılığın ilk telaffuzu Abdullah Gül’e aittir. 1992 yılında Refah Partisi milletvekili olarak yaptığı bir konuşmada “Bu açıdan bu ikinci Cumhuriyet, Yeni Osmanlıcılık kavramlarını ve bu tartışmaların ortaya gelmesini çok sağlıklı olarak görüyorum ve geleceğe çok ümitle bakıyorum” diyor. " 

Yalçın Küçük